Fiilde erimiş fikir

Irak’taki Yetimlerimiz- Ahmet Kabaklı

Author: Yorum yapılmamış Share:

Yetimlerimiz Bosna’da, Kosova’da, Batı Trakya’da: Irak’ta, Nahcivan’da, Kıbrıs’ta yetimlerimiz. Bunlar, Osmanlı İmparatorluğu “med” halindeyken, dünyayı kaplayan fakat sonunda “cezîr” haline (med-cezîr: gel-git) düşerken, oralarda bıraktığımız kardeşlerimizdir.

Bugün artık engeller kalkmış gibidir. Oralara gidemez-sek bile ziyaret, seyahat, ticaret, kültür alışverişleri yaparak, onlarla kaynaşmamız, her zaman mümkündür.

İşte, bu geleceği görenler, ümitleri kökünden kazımak için, Irak’ta, Abhazya’da, Karabağ’da, Sırbistan’da bıraktığımız yetimleri hepten yok etmek için, Supları, Taşnakları, Yunanlıları ve başka canavarları üstümüze saldırtıyorlar.

Bugün Kafkas’lar, Balkanlar, Ege, Akdeniz, Güneydoğu ve her yanımızda, hepten başlatılan Türk-Müslüman katliâmının sebebi budur.

21 Eylül günü, “Türkiye” takviminde, 23.3.1991 tarihli bir yazımı görünce, hoşlandım ve şuna dikkat ettim:

Meğer teşhisi, 15 yıl önce koymuş ve birçok kez yazmışım. Türkiye Irak’a dostça yaklaşmalıdır fakat ne yaptığını bilerek yaklaşmalıdır. Asla ABD’nin, falan filanın çıkarları ve Çekiç Güç’ün arzuları doğrultusunda değil, fakat yurd içinde ve dışında, millî çıkarlarımızı kurtaracak Türk-Kürt-İslâm kardeşliği açısından yaklaşmalıdır. Kuzey Irak çatısındaki Türk varlığının, hem Kürd’ü, hem Arab’ı, hem Şiî’yi, hem de Hristiyan unsurları koruyacağı şuuru ile yaklaşmalıdır. Osmanlı babamızın Musul’daki durumu gibi tıpkı…

Önce adı geçen yazımın hatıra bölümünü size sunayım:

Bundan 15 sene önce bir münasebetle Bağdat’a çağrılmıştık. İki arkadaşla, bir gün ‘sabah namazı’nı müteakip, bekleyen bir arabaya binip, Albay Abdullah Abdurrahman’ın evine gittik. Yanında, o zamanki “Türkmen Kardaşlık” hareketinin beyni olan Dr. Necdet Koçak vardı…

Biz, İstanbul’dan iki gazeteci, bir profesör, ‘onlar da Kerkük’ten üç kişi, Türkiye-Irak, Türk Dünyası genişliğince sohbet eyledik.

İlk ve son görüşmemizmiş. Saddam, esasen peşinde dolaştığı bu yiğit insanları, 1980’de astırdı. O gün, Abdullah albayın evinde konuşulanlardan, yalnızca iki cümleyi vurgulayayım.

Albay:

– Hele Türk bayrağı, şu Zaho’dan bir görünüversin… Vallahi… Kerkük Musul, hattâ Bağdat halkının yüzde sekseni, ya kendilerinin ya ana baba, dedelerinin Türk olduğunu hatırlayacaklar. Sandıklarından Osmanlı beratları çıkacak. Rahmetli Doktor da şunu ekledi:

– O zaman, asıl bizim Kürt kardeşler çok sevinecekler. Çünkü, Türkiye’deki Kürt’lerin her türlü mevkie gelmesindeki ayrımsızlık, okuma, seyahat, yerleşme, ticaret hürriyeti ve her türlü rahatlıklarını işittikçe nasıl imrendiklerini biliyorum.

– Ah! Allah’ım, bizi de bir gün Türk idaresine kavuşturacak mısın? diye, dua ediyorlar.

Previous Article

Üç Babalar Divanı- Ahmet Hakan

Next Article

Kerkük’e 4 Dize

You may also like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir