Fiilde erimiş fikir

Bir Utku Uluer Söyleşisi

Author: Yorum yapılmamış Share:

 

Evet “cemalen.com” olarak röportajlarımıza devam ediyoruz…Bu seferki konuğumuz sinema araştırmacısı ve aşığı Utku Uluer… 2007’den bu yana meşhur sinema blogu Sinematik Yeşilçam‘ı idare eden ve birçok dergide sinema araştırmalarına yer veren Utku Uluer’i yakından tanımaya ne dersiniz?(İtiraf etmeliyim ki cemalen tarihi boyunca gerçekleştirdiğim en zor söyleşi oldu…. Noktasına virgülüne dokunmadan yayınlayacağım bu söyleşinin çapraz okuma yapmayı seven okurlarımıza çok faydalı olacağı kanaatindeyim…)

İyi okumalar efendim..

Utku Uluer(Sinema Araştırmacısı)

Sinemaya ne zamandan beri ilgi duyuyorsunuz?

74 doğumluyum. 80’lerde büyüdüm. Her 80’lerde büyüyen çocuk gibi video klipleri hayatımız bir parçasıydı. Bu sebepten dolayı 6-7 yaşından itibaren  haftada en az 3 gün evimizde film izlenirdi. Bunun dışında babam gazeteci olduğu için pek çok müzisyen, tiyatro ve sinema sanatçısı evimize gelirdi. Küçük yaştan itibaren tiyatrolara gitmeye başladım. O dönem anneannem beni sinemaya götürmeye başlamıştı. Vurdulu kırdılı filmlere veya western filmlerine götürürdü hatta Maskeli Süvariye 2 kere gitmiştik Kadıköy As sinemasında o  film benim ilk hit filmimdir. Yani müzik, sinema ve tiyatro ben zaten doğduğumda hayatımın bir parçasıydı…

 

Türk sinemasını daha doğrusu Yeşilçam ekolünü hangi özelliklerinden dolayı farklı görüyor ve değerlendirilmesi gereken bir dönem olduğunu düşünüyorsunuz?

Yeşilçam üzerine görüşlerim ve bakış açım zaman içerisinde değişti. Yeşilçam kelimesini ilk duyduğum dönemler 80’lerin başı. O günlerde özellikle Amerikan filmleri Türkiye’ye girdiği için Yeşilçam filmlerine daha düşük kalitede filmler olarak bakıyordum. Tabi ki Türk sineması benim için Yeşilçam demekti. Daha sonra zaman içerisinde 60’lı ve 70’li yıllarla tanıştım ki Ayhan Işık, Sadri Alışık ve İzzet Günay filmlerini izlemeye başladığımda Yeşilçam benim için bambaşka anlam kazanmaya başladı. Bugün 50-60 yıllık Yeşilçam’ın en parlak dönemi olarak 65-80 arasını görüyorum.

Yeşilçam ekolü olarak bir ekol olduğunu düşünmüyorum. Yapım şirketleri Yeşilçam Sokak’ta olduğu için bu şekilde isimlendirilmiş daha sonra ise  televizyondan dolayı bu üretim bitmiş. Üretim şekli nedeniyle de Türk Sineması eşittir Yeşilçam olmuş ancak o dönem çalışanlar için farklı anlamlar taşıyor. Mesela Arzu film bir ekoldür ancak Yeşilçamı genelleştrip bir ekol olduğunu söylemek bence yanlış. Çünkü siyah beyaz filmler de Yeşilçam, aksiyon filmleri de yeşilçam, seks furyası filmleri de Yeşilçam çünkü bütün yapım şirketleri ve/veya dağıtımcılar Yeşilçam Sokak’ta… 90’larda yeniden sinemamızın ayağa kalkmasına bugün Yeni Türk Sineması diyoruz. Mesela Yeşilçam melodramları ve bazı aşk hikayeleri bugün Türk dizilerinde uygulanıyor.Kısacası bazı şeyler devam ediyor…   

Değerlendirme konusuna gelecek olursak Türk Sinema Tarihi demeyi daha doğru buluyorum. Hem websitemizde hem de radyo programımda Yeşilçam ismini kullanıyoruz ama yaptığımız ayrım sadece belli bir döneme ağırlık vermek ve biraz da alışkanlık. Ben sadece isimlendirmeden yola çıkarak kısıtlamalar taraftarı değilim. Bir şekilde Türk Sineması benim için Yeşilçam demek. Yeşilçam isminin değişik boyutları var, pek çok sinema araştırmacısı ve yazarı ile bu konu üzerine kafa yorduğumuzun altını çizmek gerekli.

2007 yılında kurulan ve halen yayında olan Sinematik Yeşilçam.

Sinematik Yeşilçam’ı 2007 yılında kurdunuz.Bu oluşumun kuruluşundaki maksadınız neydi? Siteniz belirlediği ülkülerden hangilerini gerçekleştirme imkanı buldu?

Bendeniz Utku Uluer, Gökay Gelgeç, Ercan Demirel ve Nurdan Özçin 2007 yılında Blogger’da bir blog olarak kurduk. Türk sineması üzerine özgün yazılar üreten ilk blog (site değil blog 🙂 ) biziz. Yazılarımız ağırlıkla Cüneyt Arkın ve Çetin İnanç üzerine idi bu da ezberlenmiş Yeşilçam’dan farklı idi daha sonra açımızı  genişlettik. Siteyi kuran kadro olarak  çok aktif olmasa da hala bir bilgi akışı gerçekleştiriyoruz ancak yazarların çoğu değişti. Ele aldığımız konular artık çok daha farklı. Bir de Sinematik 3 farklı içerik üretiyor; Yeşilçam, Spaghetti Western ve Mafia. Bu 3 konuda 3 ayrı blog kurduk. Bugün Yeşilçam konsepti artık bir websitesi olarak devam ediyor…Çok uzun süre “Yazılarımızı yayınlayalım, bizi bulmak isteyen bulsun.” yaklaşımı ile hareket ettik. 2007-2009 arası, sinema üzerine ilk bloglardan birisi olduğumuz için oldukça geniş bir okuyucuya ulaştığımızı düşünüyorum ancak düzensiz daha doğrusu keyfi yayınımız ve  dönemin blogger sansürü nedeniyle açıkçası içeriğimizin yağmalandığını gördük. 2011 yılında Yeşilçam’ı kendi domainine taşıdık. Bu süreçte Ege Görgün ve Mesut Kara’nın manevi destekleri çok önemlidir benim için. Bugün sitenin ana hedefi olarak bazı değişiklikler olduğunu ancak ana hedefimiz olan Türk Sinemasına kaynak yaratmak ve özgün yazılar yazılar kazandırmak, Yeşilçam üzerine yazmak isteyenleri cesaretlendirmek ve onlara alan açmak ilkelerinden ayrılmadığımızın altını çizmeliyim.

www.otekisinema.com
www.ucuncuadam.wordpress.com

’’Öteki Sinema’’ ve ‘’Üçüncü Adam’’ olmak üzere Yeşilçam’ı inceleyen birçok portal var artık…Erhan Tuncer ve şahsınızın bazı popüler dergilerde yazdığınız da görülüyor. Belirgin bir talep artışı var sanırım. Sizce de öyle mi? Ne oldu da o dışlanan filmler tekrar değer kazandı?

Filmler artık televizyonda daha fazla gösteriliyor ve seyirci de 80’lerden sonra kendi sineması ile yeniden barıştı bu nedenle ülkemizde derin bir sinema sevgisi daha doğrusu ilgisi var. Bu ilgi nasıl şekilleniyor, festivaller ve seyirci birbirinden kopuk mu gibi soruları sormadan edemiyorum ancak bu ilgi sayesinde dergilerde Yeşilçam’a daha fazla alaka olduğu gerçek.

Yazar olarak ürettiğimiz için dergilerde bir şekilde yer alıyoruz diye düşünüyorum. Üretmeye devam edildikçe de bu sürecek gibi gözüküyor. Erhan Tuncer sadece bir sinema araştırmacısı değil hem yönetmen, hem senarist hem de arşivci. Tüm hayatını sinemaya adamış bir arkadaşımız onun gelişimini, değişimini ve üretimlerini keyifle takip ediyorum.Öteki Sinema’da ise özellikle Salim Olcay ve Murat Kirişçi‘nin Yeşilçam üzerine çok önemli yazıları var. Özellikle Salim Olcay’ın bir kitap yazması gerektiğini düşünüyorum. Bence internette kalmamalı yazdıkl

arı. Bir şekilde popüler içerikler arasında kayboluyor.

Ben izleyiciler açısından Yeşilçam’ın yeniden değerlendiğini düşünmüyorum. Zaten değerli idi. Kemal Sunal filmleri, Arzu filmin kalabalık kadrolu filmleri her zaman sevildi ve izlendi. Belki de bazı sinema yazarları tarafından yeniden hatırlandı veya “keşfedildi” diyelim…

 

Çalışma dsiplininiz nasıl? Malumunuz film eleştirisi yapmak zor bir iş… Filmleri defalarca izlediğiniz oluyor mu?

Ben bir film eleştirmeni değilim, sinema tarihi üzerine kendimce araştırmalar yapıyorum. Ancak bazı filmleri ele alıp detaylıca inceleyip yazdığım da oldu. Ancak bunu yaparken sadece bir izleyici olarak yazmaya özen gösteriyorum. Şu an yarım bırakmış olduğum ellinin üzerinde yazı var aslında ve sanırım önümüzdeki 3 aylık süreçte Sinematik’te bu yazıların hepsini sunacağım.

Bir film üzerine yazıyorsam sadece filmi izlemiyorum bazı oyuncuların anılarında film üzerine söylediklerini de tarıyorum. Film müzikleri konusunda bazı abilerime ve Gökay Gelgeç’e danışınıyorum.

 

En sevdiğiniz Türk filmini ve oyuncusunu merak ediyorum… Belki de sizi sinemaya bağlayan ilk adım odur…

En sevdiğiniz sorusu zor bir soru. Bir filme veya oyuncuya indirgemem çok zor. Beni sinemaya bağlayan öncelikle tiyatro ve daha sonra yabancı filmler olduğu için asıl cevap o değil… Yeşilçam denilince son dönem benim için şu 3 isim öne çıkıyor: Erol Taş, Ayhan Işık ve Arzu Okay. Film olarak siyah beyaz dönemi filmleri daha çok sevdiğimi söylemeliyim.

Cüneyt Arkın-Tarık Akan(Maden)

Bazı kesimlerin söylediği gibi Türk sineması jön sorunu yaşıyor mu sizce?

Bence yaşamıyor. Ancak jön olarak kabul edilmeyecek bazı arkadaşlara jön deniliyor… Yakışıklı, güzel fotoğraf veren ve biraz da oyunculuk yeteneği olan herkes iyi bir yönetmen elinde iddialı bir jöne dönüşebilir. Öte yandan bazı eski önemli oyuncuların “Günümüzde jön yok.” açıklamalarını anlıyorum ancak yıldız sistemi değiştiği için bazı şeyler farklı şekilleniyor. Onların içinde bulunduğu döneme benzer bir jön yaklaşımı artık yok. Ben Kenan İmirzalıoğlu ve Kıvanç Tatlıtuğ‘un başarılı olduğunu düşünüyorum ve bu açığı kapatıyorlar. Çok fazla Türk dizisi izlemiyorum belki başka isimler de vardır…

 

Farklı bulduğunuz ve elinde imkanlar olduğunda dünya çapında olabilecek, ödüller kazanacak oyuncularımızın olduğu kanaatinde misiniz? Varsa kimlerdir?

Zaten şu an da sinemamız uluslararası başarılar kazanıyor. Oyuncu bakımından sorun yaşadığımızı düşünmüyorum. Dil ile ilgili sorunlar da aşılmış gözüküyor. Aksiyon sinemamız biraz zayıf bence ortak filmler üretilmeli ve bu konuda bazı gelişmeler yaşanmalı. Ödül kavramını ben çok önemsemiyorum o yüzden konu üzerine pek kafa yormadım…

 

Geçmiş dönemlerde sinemamızda pazarlama sorunu vardı diyebilir miyiz? Bu kapalılık filmlerin restore edilmesiyle açılma fırsatı buldu mu sizce?

2018 yılı açısından baktığımızda sinemamızda pazarlama sorunu olduğunu da düşünmüyorum. Ancak Recep İvedik 5 filmi gibi Türkiye’nin en çok izlenen filmini nereye kime pazarlayacaksınız? Buna benzer komedi filmlerinin dünyanın başka ülkesinde ilgi görmesi mümkün değil. Konu eğer 1960 ile 1980 yılları arasındaki filmlerimizi sinema klasiği veya kült film olarak dünyaya tanıtmak ise, bu konuda bir devlet politikası ortaya atılmalı.Bu konu sadece film şirketlerinin veya film haklarını ellerinde tutanları halledebileceği işler değil.Mesela Ayhan Işık’ın bazı filmleirni restore edip, altyazıalrını hazırlayıp çeşitli festivallere yollayıp konu hakkında çalışmalar yapılmasını devletin belirlediği ve desteklediği bir kurum veya önemli bir sponsor üstlenmezse pek bir sonucun alınacağını düşünmüyorum. Filmleri restore edip You Tube’a koymanın kültürel bir çalışma olmadığı kanaatindeyim.

 

Utku Uluer olarak Yeşilçam kıvamında ve samimiyetinde bir film çekmek ister misiniz? Yazdığınız senaryolar var mı?

Sinema sever olarak kafamızda çeşit çeşit senaryolar vardır ama bu işi ehli yapmalı. Yeşilçam kıvamı veya samimiyeti noktası bana çok kalıp geliyor. Böyle bir duruma inanmıyorum Natuk Baytan ayrıdır, Osman Seden ayrıdır, Yılmaz Atadeniz ayrıdır Yılmaz Güney ayrıdır. Burada bir genelleme yapmak bence doğru değil. Yeni çekilecek Herşey Çok Güzel Olacak gibi bir filmin yapım kadrosunda veya polisiye aksiyon filmin kamera arkasında yer almak isterim.Bana imkanlar verilse bir bilim kurgu filmi çekmek isterim… Yeşilçam samimiyetinden kastınız imkansızlıklara rağmen film çekmek ise bilimkurgu filminde deneme yanılma yapabilirim…

 

Film araştırmaları yapıyorsunuz; lakin filmler telifli olduğu için sosyal medyada bulunmuyor. Onları nasıl temin ediyorsunuz. Geniş bir arşive ulaştınız sanırım…

Bazı filmleri, üzerinden 40-50 yıl geçtikten sonra eleştirmenin bir anlamı yok bence bu filmlerin hepsi izlenmeli, sıkıyorsa da kendi haline bırakmalı. Video dönemi için yapılmış içinde “fantastik” ögeler olan veya cidden absürd filmleri bile ele alırken fazla acımasız olmamaya çalışıyorum zaten yıllarca dalga geçileceği kadar geçilmiş. Hala bu işin kaymağını bazı sinema yazarları yiyorlar ve ilginçtir kendilerine yeşilçamsever de diyorlar.

Mahmut Tuncer‘in oynadığı kadının ve kuduz mu zombi mi belli olmadığı ultra absürt sahnelerin yer aldığı filmleri bile ele alırken acımasız değilim. Pek çok film gerçekten çok kötü ancak bir misyonumuz var, bu da b sinema, sinema emekçileri ve sinema üretimi adına taraf olmak. Hem b sinemayı savunup hem de bazı başlıkları atmamak gerekir diye düşünüyorum. Bazı filmler gerçekten çok kötü çekilmiş onları Sinematik Yeşilçam’da bir daha yermeye gerek yok. Bazı söylemleri yapmayalım veya kendimize b sinema sever demiyelim yaklaşımındayım.

1990’dan beri bir Türk film arşivi oluşturdum, elimde 3000’e yakın Türk filmi olduğunu düşünüyorum ancak çoğu kötü birer kayda sahip. Pek çok değerli arşivci de elindeki aygıtları benimle paylaşıyorlar.

Öğretmen Kemal
Kibar Feyzo

Eski filmleri incelediğimizde toplumsal mesajlar veren, zulmü tenkit eden, cehalate savaş açan ve milli şuur aşılayan filmleri görebiliyoruz… Şuanki filmler bana hayatın dışından geliyor. Kişiler bilmediğimiz öteki mahallenin adamları sanki. Oysa Sadri Alışık(temiz aşk filmleri), Kemal Sunal(politik mizah filmleri), Münir Özkul-Adile Naşit(aile filmleri),Cüneyt Arkın(köy ve aventür filmleri) ve pek çok sanatçı bizdendi, milliydi. Ayrıca her şey güllük gülistanlık içinde şuan ki filmlerde. Tek derdi aşk yeni filmlerin, o da zenginlerin aşkı(Sadri Alışık misali aşıklar yok maalesef)… Sinemamızdaki bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle günümüzde dizileri dışarıda tutamayız. Eğer konu içerisinde Yeşilçam ile ilgili bir karşılaştırma katacaksak sadece filmler değil dizilerde işin içine girmeli. Dizilerde mahalle kavramı hala işleniyor. Mesela Deli Yürek, daha sonra Kurtlar Vadisi vs daha sonra Ezel ve Kuzey Güney gibi dizilerde mahalle esnafı, doğruluğun peşindeki delikanlı gibi kavramlar aynı eski filmlerdeki gibi işlendi. Ezel’de eski mahalle arkadaşları ile olan hesaplaşma irdelenirken Yeşilçam filmlerinde gördüğümüz bazı klişeler kullanılıyordu. Tuncel Kurtiz’in  canlandırdığı Ramiz Dayı zaten Yeşilçam’dan kopup gelmişti. Onlar da bizden di… Dayı’nın kabadayılık hikayesi 80’lerin İstalbul’unda yaşanmıştı. Ayrıca 80’ler, 90’lar, 2000’ler hep farklı birer gerçeklik taşıyan dönemler. Türkiye artık 1960’ların veya 1970’lerin Türkiyesi değil. Bugün 1970’lerin Türkiye’sinde geçiyor gibi güncel bir film yapmanız çok absürt olacaktır. Ama 1970’lerde geçen bir film yapabilirsiniz. Bu noktada Cem Yılmaz epey başarılı. Ayrıca çok büyük gişe yapan Yeşilçam filmleRİnin de derdi aşk idi… Ediz Hun ile Filiz Akın‘ın acıklı aşk hikayeleri Türkan Şoray‘ın çok ünlendiği dönem yapılan filmlerin  çoğu aşk hikayeleri. Kullanılan dilden, mekanlara pek çok hikaye gerçeklikten kopuk. 1960’larda  Caddebostan’da bir yalıda çekilen filmin de ben pek dönemsel gerçekliği yansıttığını düşünmüyorum.

Bugün sinemamızda üretim açısından 2 sorun olduğunu düşünüyorum. Bunlardan bir tanesi skeç ve vine video tadındaki komedi filmleri ve bu nesil komedi filmlerindeki düzeysizlik. Diğeri de iyi aksiyon ve polisiye filmlerinin çekilemiyor olması.  Cüneyt Arkın’ın Cemil filmi gibi veya Natuk Baytan’ın İntikam filmleri gibi filmlerin pek çıkmıyor olması bence çok sıkıntılı. Recep İvedik yerine Türkiye’ye has aksiyon/polisiye filmlerinin ortaya çıkarsa belki de o rekor kırılabilinir.

Bizim Aile
Gırgıriye

1985 sonrası -şahsi fikrim- Yeşilçam filmlerinde de o ruh kayboluyor. Doksanlarda ise teknoloji gelişmesine karşın büyük bi çıkmaz var. Yeşilçam oyuncularının da birçoğu hayattaydı bu dönemde. Lakin filmler eski derinlikte ve samimiyette değildi. Bunun ana sebebi nedir?

Yukarıda da ifade ettiğim gibi ben bu konuda hemfikir değilim. Yeşilçam üzerine pozitif ayrımcılık yapan ve tüm araştırmalarını bu konu üzerine yoğunlaştırmış bir kişi olarak “ruh kayboldu”, “ah nerede o eski filmler” demiyorum.Pek çok filminde milli şuur adına yapıldığını düşünmüyorum. Günümüzde  Yeşilçam’a has star sistemi ortadan kalktı. Bunun pozitif ve negatif yönleri var. Ortadan kaybolan ruh filmlerin artık seyircidende direk destek alamıyor olması ve  sinema salonlarının hegemonyası. Bu noktada sorunu oyuncular, yönetmenler, senaryolar bazında ele almak yerine yapımcılar, dağıtımcılar, yapım şirketleri ve reklam sponsor ilişkileri açısından ele almak daha doğru…Milli sinema kavramını ise başka bir noktada ele almak gerekli bu başka bir tartışma bence.

 

Filmlerde göze çarpan lakin kariyeri o yönde ilerleyememiş beklenenin aksine arka planda kalmış oyuncuların olduğunu düşünüyorum… Mesela Süheyl Eğriboz, Yadigar Ejder, Şevket Altuğ ve Osman Cavcı. Bu isimler sektörde neden ilerleyemedi anlamış değilim. Ya da bendeniz onlara farklı manalar yükledim. Süheyl Eğriboz, bi Turgut Özatay bi Bilal İnci olamadı… Şevket Altuğ, Şener Şen’i geçtim sinemada İlyas Salman kadar yer edinemedi. Osman Cavcı ise Kemal Sunal’ geçtim Halit Akçatepe bandına dahi oturamadı. Halbuki tipi buna çok müsaitti diye düşünüyorum. Ertem Eğilmez’in ona son çektiği Hababam’da verdiği rol bile bunu gösteriyor. Bu oyuncular hakkında siz neler düşünüyorsunuz? Neden benim beklediğim olmadı? Büyük değerler  olduğunu kabul ediyorum lakin daha da büyük olabilirlerdi… 

Burada soruyu ısrarla yanlış sorduğunuzu düşünüyorum. Kişiyi merkeze koyarak oyuncular açısından bazı soruların cevabını aramak çok yanlış.1950 ile 1980 arasındaki sinemamız üzerine çok büyük bir arşiv sıkıntısı çektiğimiz kendi sinema tarihimizi yazamadığımız bir ülkede oyuncuların neden ilerleyemediğini sorgulamak için sorunu oyuncularda değil filmlerin nasıl ve hangi şartlarda çekildiğine bakmamız gerekli.Bir de Yadigar Ejder çok sevdiğim bir oyuncu ama tam anlamıyla bir karakter oyuncusu değil şahsına münhasır bir kişilik  komple bir sinema emekçisi… Sinema onun bir parçası o da sinemanın… Süheyl Eğriboz daha farklı mesela arka planda kaldığını düşünmüyorum. Diğer soruların cevaplarına gelince. Ortada bir band veya kariyer planlama hatası olduğunu düşünmüyorum. Cevap 1980 ile 2010 arasında Türkiyenin yaşadıkları oarak özetlenebilir… Şevket Altuğ’un Süper Baba‘sını yok saymamak gerekli derim bir de…

’’Yeşilçam Arkeolojisi’’ adlı radyo programı düzenliyorsunuz… Bilmeyenler için soruyorum.Bu programın içeriği nasıl işliyor? Hangi tarihlerde yayın yapıyorsunuz? Konuklarınız var mı?

Açık Radyo 94.9’da 15 günde bir salı günleri 15:30’da yayınlanıyor. www.acikradyo.com.tr den daha detaylı bilgi alabilir ve geçmiş programlarımızı dinleyebilirsiniz. İçeriğimiz net: Yeşilçam Arkeolojisi…Program 2 yılını doldurdu onlarca konuk ağırladım ve ağırlamaya devam edeceğim…

 

Sinematik Yeşilçam çatısı altında gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz varmı?

Var 🙂 ama şimdilik biz de saklı kalsın

 

İşi biraz daha büyütelim.Kültür ve Turizm Bakanı olsanız Türk Sineması’nın gelişmesi için neler yapardınız?

Aslında bu sorunun cevabını 9. soruda verdiğimi düşünüyorum… Bazı şeyleri bir kültür politikası haline getirmek gerekir…

 

2007 yılından beri internet aleminin içindesiniz…Yeni bloggerlara bir tavsiyeniz var mı?

Bence birbirinin benzeri çok fazla içerik var. Herkes ben başardım, ben yaptım peşinde oysa kollektif çalışma, bir arada bir şeyler ortaya çıkartma daha zor bir yaklaşım. Zaten halihazırda benzer bir içeriğe sahip bir blog yaratacağınıza daha kollektif bir yaklaşım içerisinde olmayı da seçebilirler. Örneğin  ben sitemizde yer alıp yazı hazırlama, belli bir format üzerinde çalışma konusunda yeni bloggerlara çağrıda bulunmak istiyorum. Kapımız her daim sizlere açık…

 

Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Esen kalın efendim…

Ben teşekkür ederim. İyi çalışmalar…

 

Previous Article

Utangaç Deniz

Next Article

Bulanık

You may also like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir