Fiilde erimiş fikir

Bir Uğur Günel Söyleşisi

Author: Yorum yapılmamış Share:

Toplum ve kültür sitesi “cemalen” olarak bu zor süreçte kültürel faaliyetlerimize tüm hızımızla devam edip sizi yalnız bırakmamak da kararlıyız! Geçtiğimiz günlerde sıradaki söyleşimizi hangi sanat dalından isimlerle yapalım diye bir anket düzenlemiştik. Sizlerden yoğun şekilde gelen “Karikatürist bir isim olsun!” isteğine kayıtsız kalmadık ve söyleşimizi bu işin ehli; Gırgır, Aksi gibi dergilerde uzun süre yer almış ünlü karikatürist Uğur Günel ile gerçekleştirdik… İyi okumalar dileriz.

Karikatüre ilginiz hangi yaşlarda ve nasıl başladı

Hatırlayabildiğim en küçük halimden beri hep bir şeyler karalar çizerdim zaten. Önce koltukları, duvarları karalamışım. Kağıtlar falan… “Ressam bu çocuk ressam” diyorlardı. İlkokul lakabım “ressam”dı. Sonra onların resim değil de karikatür olduğu anlaşıldı. Ortaokulda HBR Maymun, Pişmiş Kelle, LeMan gibi dergileri okumaya başlamıştım. Ordaki çizerler gibi olmayı hayal ediyordum. Kelle’de Alper Ocak da çiziyordu mesela, yıllar sonra aynı dergide beraber çalıştık…

Profesyonel olarak karikatür camiasına nasıl adım attınız? Herkesin bir hikayesi vardır 🙂

İlk ve ortaokulda fanzin dergi formatında bir şeyler çiziyordum. İçinde karikatürler, çizgi romanlar… İsimlerini de hatırlıyorum. NewYork( niyeyse?:) ), Bizim Sınıf, Süper Mete (Mete isimli çok sevdiğim bi arkadaşım vardı)… En son sayfasında abonelik formuna kadar çizmişim. Olaya bak. 🙂 Lisede Halil Çiçek hocam vardı, İlk o yönlendirdi. Bak bunları bu malzemelerle çizmelisin diye. Beni tarama uçlarıyla, mürekkeplerle tanıştırdı. 16 yaşında falandım. Sulu boyayla renklediğim 16 karikatürümle okulda sergi açtık. Halil Hoca bana şahane bir Mordillo albümü hediye etmişti. Evrensel karikatürü ilk o aşıladı. Balonsuz karikatürler. Hala arada yarışmalara, sergilere falan çiziyorum. Ama ben o dönem deli gibi L-Manyak okuyordum ve bu tarz mizaha ilgi duyuyordum. Lisede de “Don Gastesi” isimli bi fanzin çıkartıyordum tek başıma. Sınıf arkadaşlarımı asparagas magazin haberlerinde kullanıyordum. Mesela futbol oynayan bir arkadaşım Real Madrid’e transfer oluyor. Sağ arka adelesinde çekme olmuş iğne ile çıkmış, hocayla tartışmış. Ya da başka bir arkadaşım Hande Ataizi’ne gece kulübünden kaçarken yardım etmiş ama wc penceresine sıkışmış falan gibi… Haberleri yazıp, yanlarına sanki o anlık fotoğrafları çekilmiş gibi vinyetler-ilüstrasyonlar çiziyordum. Ama çok çekingendim, pazarlayamadım 🙂 Üniversitede biraz uzaklaştım. Nedense tam aktif olmam gereken dönemde kendimi derslere verdim. İlk yıl çakmıştım çünkü. Bir an önce bitsin mezun olayım derdindeydim. (Şu an pişmanım 🙂 ). Sonra bir şirkette işe girdim ama çok sıkıldım. Çizmek istiyordum. İş seyahatli bir işti. Gittiğim her yerde otele dönerken mizah dergileri alıp okuyordum. Kendime “Benim burda olmam gerek!” diyordum. Tekrar oturup çizmeye ve dergilere yollamaya başladım. LeMan dergisi, amatör çizerlerden PaF Takım diye bir sayfa hazırlıyordu. Orda yayınlanmaya başladı. PaF takımı hazırlayan Gürcan Yurt da bize çok emek verdi. Sonra dergiye gidip gelmeler, hatta kalmalar başladı. İzmir’den hafta sonları İstanbul’a gidiyordum. Pazartesi sabahı İzmir’e otobüsle geri dönüp, direkt otogardan işe gidiyordum. Zamanla başka iş yapamayacağımı anladım. 2.5 yıl çalıştığım şirketten istifa ettim. Sadece çizmeye başladım. İstanbul’a taşındım. Arada para gelsin diye başka işler de yapıyordum. Metin yazarlığı, anketörlük, ajanslarda günlük işler (Bir defasında demiryolları sempozyumunda Marmaray inşaat aşamasında iken, tünellere inip yabancı mimarları gezdirdik mesela. 🙂 ) dizilerde figüranlık, animatörlük gibi. Çok maceralı günlerdi ama sonunda çizer oldum. Bir çok dergide çizdim, en uzun soluklusu Gırgır oldu 8 yıl kadar.

Severek takip ettiğiniz karikatüristleri merak ediyorum…

Tüm çizerleri severek takip ediyorum. 20 yaşındayken İzmir’den gece otobüsüyle İstanbul’a gidip, sabahın köründe LeMan dergisinin kapısına dikilmiştim. Akşama kadar bekledim tabi. Oraya elimde bir sürü karikatürle gittiğimde bana sandalye çekip, çay ikram eden ve tüm çizgilerimi sabırla tek tek okuyup bana yol gösteren Behiç Pek ustamızın ismini burada anmadan geçemem. İlk şöhler kağıdını da bana o vermişti. Dünyadan çeşitli çizerleri de takip etmeye çalışıyorum.

Bu tarz sanatsal alanlara -maalesef- ülkemizde önem atfetmeyen büyük bir güruh var. Siz bu işin başlarındayken bu tarz taarruzlara maruz kaldınız mı? Ya niye böyle şeylerle uğraşıyorsun Uğur diyenler oldu mu?

Etrafımdaki herkes karşı çıkmıştı. Başkalarını mutlu edeceğim diye çok çaba sarfetmiştim ama sonunda ben mutsuz oluyordum. Engellere, zorluklara odaklanacağıma kendime odaklandım.

Eserlerinizde beslendiğiniz kaynaklar nelerdir? Aktif olarak halkı izleyip mi mizaha başvuruyorsunuz? Yoksa güncel haberler mi sizi çizime itiyor?

İkisini de yapıyorum. Gözlem önemli. Genel bir birikim de şart ama. Çok okumak, araştırmak, izlemek… Eğitimsiz insandan çizer olamaz bence. Güzel bir şey yakalayıp çizebilir belki ama gerisi gelmez.

Karikatüristlerin yeterince özgür olduğunu düşünüyor musunuz? Şunu da merak ediyorum… Biraz beyin fırtınası yapalım. Mevcut duruma göre özgürlüğünüz olabildiğince arttırılırsa karikatürlerinizdeki kalitenin de doğru orantılı bir usulde artacağını düşünüyor musunuz? Sizce baskı ortamında mı büyük eserler çıkar hürriyetler aleminde mi?

Hiç kendimi özgür hissettiğim bir yerde yaşamadım. Öyle bir yer var mı bilmiyorum. Sırf ülke ve hükümetler olarak söylemiyorum. Çevremdeki her şeyden bahsediyorum. İş yeri, mahalle, aile vs. Hepsi. Baskıcı toplumların mizahı daha kuvvetli. Çünkü malzeme bol. Ama işin özü muhaliflik.. Mizahçılık, “Bu iş iyimiş lan, ileride ben de mizahçı olayım” diye seçilebilen bir meslek değil ki. Bu iş bizim doğamızda var. Böyle yaratılmışız. Çok çalışarak yeteneğimizi geliştiriyoruz sadece. Kendimce yanlışı görüp eleştiriyorum. Doğru bir şey varsa alkışlıyorum. Issız bir adada da yaşasam, Hindistan cevizine muhalif olur yine yolumu bulurum ben 🙂

Karikatür ve çizgi romanlara çocuk işi gözüyle bakan önyargılı insanların çok fazla olduğunu düşünüyorum. Sizce bu durumun altında yatan asıl sebep nedir?

Keşke her işe öyle bakılsa. Çocukluk en büyük zenginlik. Küçümsemek anlamında söylüyorsan, bizde herkes birbirini küçümser. Herkesin işi, ona göre dünyadaki en zor iştir. Çünkü çoğu insan sadece para kazanmak için çalışır. Bitse de gitsek der, zevk almaz. Sevdiğin işi yapabiliyosan ne mutlu sana.

Çizdiğiniz bir karikatür tahmini kaç gününüzü alıyor? Nasıl geçiyor bu süreç? Çalışma dsiplininizden bahseder misiniz?

Çizim ve renklendirme olarak bir karikatür 2-3 saatimi alıyor. Çizgi öykü ise daha fazla. Espri bulma süreci daha uzun. Kafa sürekli çalışıyor. Her an bişey çıkabilir. Çizeceğim şeyi bulunca güzel bir müzik açar, çayımı kahvemi koyar, masa oturup çalışmaya başlarım. Çevredeki sesler, dikkat dağıtan etkenler azaldığı için geceleri çalışıyorum genellikle.

Espri üretmekte çok zorlandığınız zamanlar oldu mu?

Dergide çalışırken her hafta bi çizgi öykü çıkarmam lazımdı. Süre anlamında zorlandığım oluyordu… Ben de çoğu çizer gibi işimi son ana bırakırım 🙂 Moral motivasyonum iyiyse zorlanmam ama.

Ürettiklerinizi kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?

Evet, kitap dosyası pdf olarak baskıya hazır. Gerçek bir yayıncı bulabilirsek basıcaz. Ama araya salgın girdi. Bakalım.

Bu tarz mesleklerin bir gaye ile sürdürülebileceğine inananlardanım. Sizin karikatüristlik icra etmenizdeki temel değer, motivasyon nedir?

Demin bahsetmiştim. Özümüzde var. Kendine odaklanman lazım. Hepimizin yaradılış amacı olduğuna inanıyorum. Sadece çoğumuz farkında değil. Onu anlayınca motivasyonunu da kendin sağlıyorsun. Ama para olmayınca da olmuyor. Şu aralar ben de kazanamıyorum o yüzden motivasyonum düşük… Yılmadan bir şey üretmeye devam.

Karikatürün önemli bir sanat olduğunu düşünüyorum. Sizce bu sanatın eğitimi iyi veriliyor mu? Sizin atölye açma fikriniz var mı?

Eğitim usta çırak ilişkisi. Ben bazı kurumlarda atölye çalışmaları hazırlıyorum. Bu dönem online atölyeler de düzenliyorum. Ama bu işi öğretiyorum diye bir şey söz konusu değil. Sadece “bak böyle yaparsan daha iyi olur” diye kendi tecrübelerimle katılımcılara yönlendirmeler yapıyorum. Püf noktalarını gösteriyorum. Konuşup tartışarak espriler buluyoruz ve bu espriyi nasıl resmedebileceğimizi değerlediriyoruz. Öğretilebilecek bir şey değil bu. Geliştirmelerine yardım ediyorum, bi yandan ben de gelişiyorum zaten..

Yaşadığımız yüzyılda malumunuz sosyal medya imkanları çok geniş. Haliyle rekabet de daha sıkı fıkı… İşin kötü tarafı bu bollukta asıl yetenekliler, sosyal medyaya ekonomik yatırım yapan insanlara nazaran gölgede kalıyor diye düşünüyorum. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ben işveren kimse değilim o yönleri bilmiyorum. Bir şey üretiyorum ve kendi sosyal medya hesabımda bunu paylaşıyorum. Herkes yapabilir. Birilerinin çok beğeni alması, çok takipçi kazanması o işin ehli olduğunu göstermez. Bunu o kişiyle çalışan insanlar da zamanla tecrübe ederek anlarlar zaten. Ben de çoğu çizer gibi kendi sayfamda örneklerimi paylaşıyorum. Çünkü elimde başka bir mecra yok. Orası da bir vizyon. Bir tür portfolyo… İşlerimi beğenip benimle çalışmak isteyenler mesaj gönderip bana ulaşıyor zaten. Şartlarda anlaşırsak çalışıyorum.

Malumunuz üniversite öğrencilerinin veyahut maddi durumu pek de iyi olmayan insanların çıkardığı düşük bütçeli dergiler var. Bizim çok satan dergilere nazaran bu b sınıf dergilerde daha iyi şair veya karikatüristlerin bulunabileceğine inanır mısınız?

Tabii ki evet. Hangi kitleye hitap etmek istiyorsan öyle bir mecra seçersin. Popülerlik bir tercihtir. Daha fazla tanınmak istiyorsa başka mecralarda da çabalayabilir. Benim 20 sene önce yaptığım fanzinleri de belki maksimum 100 kişi okumuştur mesela ama ben onları bütün Türkiye okusun diye yapmadım. 🙂

Özellikle karikatüristler ve çizgi roman yazarlarının dergilerde bedava çizer olarak kullanıldığı yönünde duyumlar alıyoruz. Siz de zamanında Gırgır, Aksi gibi büyük dergilerde çizimler yaptınız… Bedava çizerlik olayı doğru mudur? Böyle bir olayla karşılaştınız mı?

Ben çalıştığım tüm dergilerde telifli çalışan olarak yer aldım. “Abi gel çiz ama telif veremiyoruz” diyenler oluyor. Ben de çizmiyorum. Sadece tanıdığım edebiyatçı arkadaşlarımın çıkardığı bir kaç dergiye, ücret talep etmeden öykü yazdım. Kendi tercihimle onların mücadelesinde yer almak istemiştim. Ama birileri beni kullanarak kazanç elde ediyorsa, sömürü varsa bulaşmam. Karşı çıkarım.

Sizden genç karikatürist arkadaşlara burdan iletebileceğiniz tavsiyeleriniz var mı?

Mizah dergiciliği geleceğinin sonuna yetiştim ben. Yeni düzende ne olur inanın bilmiyorum. Bulduğumuz elimizdeki mecralara kendimizi adapte edeceğiz. Kimseye akıl vermek haddime değil ama çizmek isteyen arkadaşlara tavsiyem, “ben oldum” demeyin o kafadan çıkın. Sürekli kendinizi geliştirin. Sadece internet olmaz. Gerçek yazarların kitaplarını okuyun (cevaplar orda), film izleyin, araştırın.

Sorularımıza içtenlikle cevaplar verdiğiniz için çok teşekkürler hocam…

Rica ederim. İlgi alakan için teşekkür ederim…

RÖPORTAJ:Cemal BERKTAŞ

Previous Article

Miyop

Next Article

Bir Ahmet Çevik Söyleşisi

You may also like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir