Fiilde erimiş fikir

Bir Oğuzhan Murat Öztürk Söyleşisi(Ötüken Neşriyat)

Author: Yorum yapılmamış Share:

Toplum ve kültür sitesi cemalen olarak söyleşilerimize büyük bir özveriyle devam ediyoruz. Malumunuz Kütüphaneler Haftası’nın içindeyiz. Konuğumuz da hayatı kitap olan birisi. Haftanın ruhuna uygun bir değerle söyleştik anlayacağınız…

Türk edebiyatı tarihine yayımladığı eserlerle damgasını vuran Ötüken Neşriyat’ın editörü, kendine özgü tarzıyla var olan Ayarsız Dergi’nin ayarsızı Oğuzhan Murat Öztürk beyefendiyi daha yakından tanımaya ne dersiniz? Buyrun o vakit ekran başına!

Oğuzhan Murat Öztürk’ü kısaca bize tanımlar mısınız?
Oğuzhan Murat Öztürk 1979 doğumlu Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme bölümü mezunudur. Edebiyat öğretmeni bir anne ile orman yüksek mühendisi bir babanın oğlu olmakla birlikte üç erkek kardeşin en büyüğüdür. Kitaplarla olan ünsiyeti sebebiyle yayın dünyasında çalışmaktan dolayı çok mutludur.

Edebiyata ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?

Edebiyata olan ilgim edebiyat öğretmeni olan annemin bana aldığı kitapları okumakla başladı. Özellikle çocuklar için hazırlanmış bazı Rus öykülerini hatırlıyorum. Bir somun ekmeğin bir avuç buğdayın çok kıymetli olduğu sıcak öykülerdi bunlar. İlerleyen yıllarda okuduğum kitaplar da kitapların çeşitleri de değişti. Çocukken çok sevdiğim kitapları öptüğümü hatırlıyorum. Kitap böylesine kıymetliydi benim için.

Çok köklü bir kuruluş olan Ötüken Neşriyat‘ta editörsünüz. Yıllar içerisinde birçok önemli kitabı yayımlamış bir oluşumda bu vazifeyi ifa etmek nasıl bir duygu?

Ötüken’de editör olmak büyük bir sorumluluk. Evlerinde kütüphane olan milliyetçi ailelerin kitaplık raflarının büyük kısmı Ötüken kitaplarından oluşmaktadır. Bizim evimiz de bu evlerden biriydi. Ötüken “her ne olsa basarız yeter ki para kazanalım” diyen kâr odaklı bir yayınevi değil. Belli kıstasları ve aşılmaması gereken kırmızı çizgileri olan bir kurum. Dışındayken severek takip etmiş olduğum bu kurumun içinde olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

İyi bir yayınevi editörü sizce nasıl olmalıdır?
Aslına bakılırsa Türkiye’de editörlük dünyadaki editörlük standartlarına çok uyuyor mu emin değilim. Ülkemizde editörler sadece metin üzerinde çalışan sınırlı sorumluluğa sahip çalışanlar değil. Yayın sürecinin her aşamasına hatta yayın dışı süreçlere de dahil oluyorlar. Peter Ginna’nın Editör Ne İş Yapar? Eserinden anladığımıza göre farklı konularda ihtisas sahibi olan farklı editörler mevcut. Ülkemizde iyi bir editör hem metindeki aksaklıkları giderecek donanıma sahip olmalı hem de eserin en iyi şekilde basılacağı şekil şartlarının sağlanmasına da katkıda bulunmalı. İyi editör şüpheci olmalı en azından bazı konularda metni sorgulayabilecek kadar müktesebatı olmalı. Hatanın sıfıra indirilmesi çok zor ama metinde fahiş hatalar mevcutsa bu yazar kadar editörün de hatası olarak görülür. Ötüken bünyesinde başımızda büyük tecrübesiyle bizi yönlendiren Nurhan Alpay Bey’in varlığı bizim için büyük şans.

Kitap fiyatları ziyadesiyle gündemde olan bir konu. Sizin iyi bir okur olduğunuzu düşünerek bu konuya yaklaşmak istiyorum. Sizce ülkemizde kitaplar pahalı mı?

Kazandığı paranın büyük kısmını kitaplara yatıran birisi olarak kitap fiyatlarının en büyük mağdurlarından biri olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Kitap fiyatlarında gözle görülür bir artış olduğunu söylemek abartılı olmaz ne var ki hemen her ürün kaleminde büyük oranda artışlar söz konusu olduğundan genel artış içerisinde kitap artışı sanki makulmüş gibi duruyor. Bir başka deyişle 3 liraya aldığımız sabunu artık 5 liraya alabildiğimiz için 30 liraya aldığımız kitabın 45 liraya olmasını içselleştirmiş oluyoruz. Bunun yanında üzülerek söylüyorum devletimizin yaptığı vergi kaldırma jesti okuyucuya büyük oranda yansıtılmamıştır. Fakat şunu da söylemeden edemeyeceğim kitap satışının az olması kitap fiyatlarından kaynaklanmıyor. Bugün kitap almayanlar yarın ucuz olsa yine almayacaklar. Fiyatların makul olması 3 kitap alabilenin 5 kitap alabilmesini sağlayacak bir durum bence.

  

Ötüken Neşriyat Türk ve Dünya klasiklerini yoğun bir şekilde yayınlayan bir oluşum. Bu güzel bir şey tabii ki. Fakat yeni içerikler, genç yazarlar mensubu olduğunuz yayınevinde pek
gündemde değil gibi. Bu konuda siz nasıl düşünüyorsunuz? Klasik olacak eserler artık
üretilemiyor mu? Bu bir tercih mi? Yoksa benim yaşadığım bir algı yanılması mı?

Türk ve Dünya klasikleri konusunda iddialı olduğumuz bir gerçek… Önümüzdeki günlerde okurlarımız klasik külliyatımızın genişlediğine şahit olacaklar. Genç yazarlara mesafeli olduğumuz yargısı pek doğru bir algı değil gibi. Yayınlarımızı takip edenler hemen her sene daha önce hiç kitabı yayımlanmamış yazarların eserlerini neşrettiğimizi görecektir. Tabii değindiğiniz nokta da mühim. Muhteva iyi değilse sırf genç yazar basmak için kitap basılmaz. Önceki senelerde ilk romanıyla ödül alan Fatih Baha Aydın’ın kitabı bizden çıktı mesela. Okuyan herkesin beğeneceğini düşündüğüm Merve Sevde Selvi’nin Düğümlere Bitişik hikâye kitabı bizden çıktı. Yakın zamanda editörlüğünü üstlendiğim Recep Yılmaz’ın Çerçici adlı eserini yayımladık. Ki bu eser yeni bir anlatım denemesidir; bu bakımdan ehemmiyetlidir. Benzer çalışmaların ileride de yayınevi bünyesinde yer bulacağından eminim.

Editörlük hayatınız boyunca yayınlamaktan gurur duyduğunuz en büyük eser hangisidir?

Editörlük hayatımda yayınlanmasında katkım olmasından ötürü iftihar ettiğim pek çok çalışma mevcut. Paul Fesch’in Abdülhamid’in Son Günlerinde İstanbul bunlardan birisi klasiklerden yayımladığımız Cemaat ve Cemiyet mühim bir çalışma. Henüz basılmamış olan Vahit Türk hocanın Nesayim’ül Mahabbe adlı eseri Türk klasiklerinden çıkacak mühim bir çalışma. Ama benim açımdan katkıda bulunduğum en mühim eser yayına hazırladığım Sami Karayel’in En Meşhur Türk Pehlivanları adlı eseri.

Oğuzhan Murat Öztürk yazmayı mı daha çok sever yoksa okumayı mı?

Bu soruya ihtiyaçlar hiyerarşisi üzerinden bakarsak tereddütsüz “okumak” cevabını verebiliriz. Zira yazmadan durabilirim ama hayatımdan okumayı çıkardığım herhangi bir dönem olmadı. Büyük buhran anlarımda dahi elimden kitap eksik olmadı. 8-10 sayfa okuyor okuduğumdan hiçbir şey anlamıyordum bu dönemlerde yine de kitabı elimden bırakamadım. Yazmak için büyük bir ihtiras duyduğum söylenemez. Ayarsız dergisinde hemen her sayı yazmak gibi bir hedef koyduğumda kendimi zorladığım bir dönem oldu ama bu şeklin yazmak için çok iyi bir yöntem olmadığını çok geçmeden anladım. Ortaya içime sinmeyen yazılar çıkıyordu zira…

Ötüken neşriyat çocuklar için de projeler üreten vizyonlu bir yayınevi. Bu durumu takdir ediyorum. Ve merak ettiğim bir husus var. Malumunuz, mizah içerikli öyküler, karikatür ve
çizgi roman kitapları pek yayımlanan, gündemde olan türler değil. Şahsen bu türlerin çok
kıymetli, ufuk açıcı alanlar olduğunu düşünüyorum. İlerleyen zamanlarda bu tarz eserleri de
yayımlayacak mısınız?

Çocuk kitapları noktasında Ötüken’de ciddi bir hareketliliğin olduğu bir gerçek. Genel Müdürümüz Ertuğrul Alpay bu konuya özel ehemmiyet veriyor. Ve yayımlanmakta olan eserleri özellikle takip ediyor. Yayınevimizde çocuk kitapları için istihdam edilmiş Öznur İzgi hanımın elinde çocuklar için hazırlanmış çok sayıda proje mevcut. Ayrıca geçenlerde Bilge Kutad Anlatıyor başlıklı bir serimiz çocuklar için satışa sunuldu. Bahsettiğiniz mizah içerikli öyküler, karikatürler ve çizgi romanlar an itibarıyla gündemde olmasa da ilerleyen zamanda düşünülebilir.

Beğendiğiniz, çalışmalarını ilgiyle takip ettiğiniz güncel yayınevleri var mı?

Güncel olarak takip ettiğim çok sayıda yayınevi mevcut. Kitaplığımda büyük bir bölümü işgal eden yayınevleri İletişim Yayınları, Metis, İş Bankası Kültür Yayınları, Yapı Kredi Yayınları, Büyüyen Ay Yayınları, Alfa Grubu, İthaki Yayınları ve buraya başlamadan evvel Ötüken’i de takip ediyordum. Ayrıca Kitabevi ve Ankara’dan Çolpan da dişe dokunur işler çıkıyor. Özellikle Çolpan’dan çıkan Kayahan Özgül’ün Sekmeleri’ni edebiyat tarihi ile ilgilenen herkese tavsiye ediyorum.

Ötüken Neşriyat ile aynı mahallede bulunan genç yayınevleri hakkında fikriniz nedir? İlginizi çeken işlerle karşılaştınız mı?

Ötüken Neşriyat’la aynı mahallede bulunan yayınevlerini sadece takip etmiyorum bunlardan birisi olan Tün Kitap’ta aynı zamanda çalıştım da. Tün Kitap Ragıp Vural ağabeyin yönettiği genç bir yayınevi. Ragıp ağabey tanıdığım en idealist insanlardan birisi. Önümüzdeki dönemde ilgi çekecek çok sayıda kitap çıkaracak Tün Kitap. Bir iki tanesinde benim de ufak da olsa katkımın olduğu kitaplar bunlar. Erol Cihangir ağabeyin de binbir meşakkatle yayıncılık yapmaya çalıştığı Doğu Kütüphanesi var. Bir de genç ve cevval çocukların kurduğu Mavi Gök var. Bunları takip ediyorum.

cemalen blog okurlarına beğendiğiniz 3 film ve 3 kitap tavsiye edebilir misiniz 😊

Elbette. Kitaplardan başlayalım. Benim en sevdiğim kitap Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’dir. Dönüp dolaşıp okurum. Ötüken’in bence en mühim kitaplarından biri olan Yusuf Gedikli’nin Asyada Beş Türk eserini tüm takipçilerinize öneriyorum. Bir adam düşünün ki vazife bilinciyle yeni evli olmasına rağmen Asya’ya gidiyor ve biricik yavrusunu ancak 7 yaşındayken görebiliyor. Çok mühim bir eser bence. Üçüncü önerim için ikilemde kaldım Kemal Tahir’in Kurt Kanunu mu? Orhan Pamuk’un Kara Kitap‘ı mı? Pamuk’un eseri her okuyuşta farklı şeyler bulabileceğiniz bir eser. Kanımca Orhan Pamuk’u Orhan Pamuk yapan Kara Kitap’tır. Kemal Tahir’in Kurt Kanunu ise Tahir’in romanlarının ekserisinde olduğu gibi bir roman mı okuduğunuzun bir belgesel mi seyrettiğinizin belli olmadığı bir atmosfer sunar okuyucularına. Bu bakımdan eşsizdir Kemal Tahir.
Filmlere gelince benim favori filmim Bram Stoker’s Dracula’dır. Francis Ford Copolla’nın Draculası 1992 yapımı. Oyuncu kadrosu bir hayli zengin. Jack Nicholson ve Keanu Reeves gibi yıldızlar var. Defalarca seyretmişimdir. Özellikle giriş sahnesinin gelmiş geçmiş en ihtişamlı sahnelerden birisi olduğunu düşünürüm. Dracula bu filmde kan ihtiyacını gidermekten başka bir şey düşünmeyen bir canavardan ziyade umarsız bir aşık olarak resmedilir.
İkinci filmim Baba filmi. Özellikle Sicilya sahnelerini severim. Müziklerine bayılırım. 3.filmim aslında 3 bölümlük bir seri. Meşhur Çakal Carlos’un hayatını anlatıyor. Muazzam bir dönem filmi bence. Umarım tavsiyelerimi değerlendiren takipçiler memnun kalırlar.

Bizi kırmayıp sorularımıza içtenlikle cevap verdiğiniz için çok teşekkürler.

Söyleşi için çok teşekkür ediyorum.

Röportaj: Cemal BERKTAŞ

  Next Article

Fasulyeciyan Tiradı

You may also like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir