Fiilde erimiş fikir

Bir Mesut Kara Söyleşisi

Author: Yorum yapılmamış Share:

Toplum ve kültür sitesi “cemâlen” olarak yepyeni bir söyleşi ile karşınızdayız… Bu söyleşimizi kiminle mı yaptık? Bizim şuan yapmaya gayret ettiğimiz çalışmaları yıllar evvel büyük bir özveri ile başlatan ve yılmadan üretmeye devam eden bir isimle… Mesut Kara ile! Artizler Kahvesi, Yeşilçam’da Unutulmayan Yüzler, Yeşilçam Hatırası, Pendikli Yıllar Sinemasal Anılar, Sinema ve 12 Eylül, Mülksüz ve Çıplak, Benim Sinemacılarım, Devlet, Toplum ve Sinema kitaplarının yazarı; 4 belgesel filminin yönetmen ve metin yazarı, birçok belgeselde ise yardımcı yönetmen, danışman ve senaryo-metin yazarı olarak yer alan-Utku Uluer hocamın deyimiyle sinemanın arkeologlarından- Mesut Kara’yı daha yakından tanımaya ne dersiniz?

1)Sinemaya ve Yeşilçam’a nasıl ilgi duymaya başladınız?
– Doğup büyüdüğüm, gençliğimin geçtiği Kartal o yıllarda neredeyse herkesin birbirini tanıdığı küçük, şirin bir balıkçı kasabasıydı. İstanbul’un da sahilleriyle, plajlarıyla, sinemalarıyla, çay bahçeleriyle renkli hayatların yaşandığı masal gibi yıllarıydı. Neredeyse her mahallede bir sinema vardı ve halkın en önemli eğlencesi yazlık-kışlık salonlarıyla sinemalardı.
Benim çocukluk yıllarımda Kartal’da yazlık kışlık salonlarıyla 10 sinema salonu vardı. Özellikle yazlık bahçe sinemaları ayrı bir eğlence alanı, ayrı bir güzellikti. Kartal’ın, Pendik’in sinema salonlarında yüzlerce film izledim. İzlediğim o unutulmaz filmlerde unutulmaz karakterleri canlandıran, unutulmaz oyuncular tanıdım ve hepsini çok sevdim. Sinemaya ve sinemacılara ilgim, onları yazma isteğim de o yıllarda başladı, sonraki yıllarda şekillendi, yolum Beyoğlu’nda yaşadığım yıllarda Yeşilçam’la ve sinemacılarla kesiştiğinde de yazmaya, yayınlamaya başladım.
İzlediğim Yeşilçam filmlerinde hep iyi, sevimli ve babacan olan Hulusi Kentmen, Vahi Öz, Suphi Kaner, Nubar Terziyan, Necdet Tosun, Hüseyin Baradan, Osman Alyanak kadar, sevimli kötü adamları da hep çok sevdim… Yeşilçam’ın unutulmaz filmleri, o filmlerin unutulmaz oyuncuları hepimizi büyülü dünyalarına almışlardı.
İşte o büyülü yıllar da tanıdım, izledim Yeşilçam filmlerini ve o filmlerin unutulmaz oyuncularını. Her biri kalbime, belleğime, bilinçaltıma yazıldı büyük bir sevgi ve hayranlıkla. Bütün bu nedenlerle ve duygularla önemsedim ve yazdım Yeşilçam’ı…
Yeşilçam’da filmler binbir zorlukla, yokluklar içinde, insan emeğine ve “yaratıcılığına” dayanarak yapılıyordu. Bir avuç inançlı sinemacının, yönetmenin ve her biri doğal yetenek olan oyuncuların, sinema emekçilerinin olanaksızlıklar içinde ortaya çıkardıkları filmler, halk tarafından beğeniyle izleniyordu. 70’li yılların ortalarına kadar sürdü bu durum. Sonra büyü bozuldu. Gittikçe daha az film çekilir oldu. Seyirci salonlardan uzaklaştı(rıldı).

2) Yaş grubunuzun Yeşilçam’a bakışı nasıldı? Türk sineması küçümseniyor muydu?
– Evet, yıllarca küçümsendi, alay edildi, yok sayıldı. Aydınlar uzak durdu Yeşilçam’dan.
Bazı insanlar için Yeşilçam, gözyaşı döktüren melodramlardan ibaretti sadece ya da “Size baba diyebilir miyim amca”lardan, “N’ayır, N’olamaz”lardan, klişelerden ibaretti. Klişeler ve ucuz eğlence filmleri sanki sadece Yeşilçam’da vardı, Yeşilçam’a özgüydü.
Nazım Hikmet, Attila İlhan, Vedat Türkali, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal gibi bir elin parmakları kadar olan aydınlarımız dışında düşmanca tavır alındı Yeşilçam dönemi sinemasına. Oysa kendi coğrafyasının kültürünü, sanatını, sinemasını küçümseyen “batıcı” aydınlarımızın, özendikleri, örnek gösterdikleri, karşısında ezilip komplekse girdikleri Batı sinemasında da iyi filmlerden, sanat filmlerinden çok, popüler sinemanın, ticari sinemanın kötü örnekleri ağırlıktaydı.
Elbette her ülke sinemasında iyi filmler de olacaktır, kötü filmler de. Ticari sinema da olacaktır, sanat sineması da. “Vizontele”ler de yapılacak, “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” da. Yeşilçam döneminde de elbette birçok ‘kötü film’ yapıldı, ticari sinema sanat sinemasına çok az hayat hakkı tanıdı. Buna rağmen o yıllarda “Üç Arkadaş”, “Yalnızlar Rıhtımı”, “Kanun Namına”, “Gecelerin Ötesi”, “Kırık Çanaklar”, “Otobüs Yolcuları”, “Yılanların Öcü”, “Şehirdeki Yabancı”, “Gurbet Kuşları”, “Susuz Yaz” gibi çok önemli filmler yapılabiliyordu. Metin Erksan, Lütfi Akad, Memduh Ün, Atıf Yılmaz, Halit Refiğ gibi aydın ve öncü sinemacılar, sinemanın gelişmesi için toplantılar yapıyor, sanat sinemasının da seyirciyle buluşabilmesinin yollarını arıyorlardı bütün düşmanca tavırlara rağmen. Sonrasında da örneğin Yılmaz Güney sinemasıyla, yeni yönetmenlerle ve onların yaptıkları iyi filmlerle sürdü bu damar.
Bütün bu tavırlara rağmen Yeşilçam sineması ve o dönemin oyuncuları hep sevildi geniş kitleler tarafından. O yılların kapı pencere kıran filmlerini, galalarını hatırlayanlar bugün de büyük bir beğeniyle izliyorlar o filmleri. Geçmişi kutsamak ya da inkâr etmek yerine, bugünün dünyasına geçmişin olumlu değerlerini aktarmalıyız. Bu da geçmiş bilincinden soyutlanmış içi boş bir nostalji edebiyatı ile yapılamaz.

3) Yeşilçam ile alakalı birçok kitabınız mevcut… Bendeniz de şuan için bunlardan sadece Artizler Kahvesini okuma fırsatı buldum… Ve çok etkilendim. Sizi bu denli kapsamlı araştırmalar yapmaya hangi duygular sevk etti?
– İlk kitap Artizler Kahvesi için Yeşilçam’a ve sinemaya emeği geçmiş bütün sinema emekçilerine bir vefa borcu diyebilirim… Bu vefa ve geçmişe saygı sonraki kitaplarımla da sürdü. Çocukluk yıllarımın en önemli değeriydi sinema salonlarında izlediğim filmler ve o filmlerden tanıdığım, bende güzel izler bırakmış olan unutulmaz oyuncular. Onlara olan sevgim, bana yaşattıkları güzel duygular, biriktirdiğim anılar ve vefa duygularım beni onların ve geçmişimin izini sürmeye yöneltti.

4) Birçok sinema sanatçımızla görüşme fırsatı buldunuz… Malumunuz ilkler unutulmaz. Bizlere gerçekleştirdiğiniz ilk söyleşinizden bahseder misiniz?
– İlk söyleşim hemen hemen herkesin çok sevdiği Yeşilçam’ın sevimli, sempatik oyuncusu Sami Hazinses’le olmuştu. Çocukluğumuzda bizim kuşağı çok etkilemişti, çok sevmiştik onu. Öyle çok filmde oynamıştı ki, izlediğimiz her filmde vardı sanki. Olmasa bile gözlerimiz onu arardı. Komikti, komik olduğu kadar da bana göre hep hüzün vardı yüzünde. Gözlerini fıldır fıldır oynatır, seyirciyi güldürürdü.

Ne zaman Beyoğlu’na, İstiklal caddesine çıksam fötr şapkasıyla dolaşırken ona rastlardım. Kendi halinde yalnız bir insandı. Çok içli ve duygusaldı, dertlerini hep içine atan, her şeye rağmen yüzü gülen biriydi. Çok filmde oynadı ama kazandıklarını tutmasını, değerlendirmesini bilememişti. Son yıllarını biraz parasızlıkla geçirdi. Ayrıca oyunculuğun dışında çok iyi bir besteciydi de. Çok sayıda bestesi vardı ve ilk bestelerini Zeki Müren de radyoda seslendirmişti. Bende de ayrı bir yeri oldu hep.
Daha sonra Yönetmen Yılmaz Atadeniz ustayla birlikte Sami Hazinses belgeseli yaptık. Belgeselde danışman olarak yer aldım ve montajına katkıda bulundum.

5) Yeşilçam’ın kötü adamlarının yufka yürekli, naif insanlar oldukları hakkında birçok yazı okuyoruz… Siz de “Süheyl Eğriboz”, “Kudret Karadağ” gibi kıdemli kötülerle (!) söyleşiler yaptınız… Hakikaten o bahsedilen sıcaklığı hissettiniz mi?

Artizler Kahvesi kitabımda yer alan Önder Somer yazımın başlığı “Yeşilçam’da iyi kalpli bir kötü adam”dı. Kitapta yer alan, söyleşi yaptığım, tanıdığım kötü adam rolleriyle tanınan diğer oyuncular arasında Hüseyin Baradan, Hayati Hamzaoğlu, Kuzey Vargın, Behçet Nacar, Kazım Kartal, Süheyl Eğriboz, Kudret Karadağ ve İbrahim Kurt da var. Yeşilçam’ın tanıdığım bütün kötü adamları gerçekten de çok iyi kalpli, insan gibi insanlardı. Gerçek hayatta kimseye bir zararı olmayan, sevecen, sıcakkanlı insanlardı.
Sık sık görüşür bazılarıyla birlikte yer içerdik. Örneğin Önder Somer’in, Behçet Nacar’ın, Kazım Kartal’ın çok iyi insanlar olduklarını, çok kişiye karşılıksız yardımlar yaptıklarını camiada herkes bilir.
Ayrıca yönetmen Melih Gülgen’in de oğlu olan sinemacı kardeşim Burak Gülgen’in yönetmenliğine “Yeşilçam’ın Kötü Adamları” adıyla bir belgesel yaptık. TRT’ye. Belgeselin metin yazarı olarak akışını, senaryosunu yazmıştım. Belgesel YouTube kanalına yüklendi. Meraklısı ve izlemek isteyenler için linkini vereyim: https://www.youtube.com/watch?v=gKA0Fy3S3sk

6) Peki bu durumun aksini yaşadığınız oldu mu? O yıllarda idealist genç bir araştırmacı olarak hevesinizi kıran, talebinizi reddeden aktörlerle karşılaştınız mı?
– Hemen hemen ulaşmak istediğim her sinemacıya rahatça ulaştım. Hepsi sevinerek, kabul etti, görüştük, söyleşiler yaptı. Arkadaş, dost abi kardeş, abla kardeş gibi olduk. Evlerine gidip geldim, bana özel yemekler yaptılar. Örneğin Yeşilçam’ın ilk büyük yıldızı Sezer Sezin’le anne oğul gibiydik. Manevi annem gibiydi. Süheyl Eğriboz, Kudret Karadağ ve İbrahim Kurt’la epey bir birlikte içmişliğimiz var. Yılmaz Atadeniz Ustayla çok sık görüşürdüm. Birlikte belgeseller yaptık. Çok güzel ilişkilerim, arkadaşlıklarım oldu. Fikret Hakan’la sık görüşürdük. Ferda Ferdağ benim canımdı, güzel ablamdı. Aradan yıllar geçmesine, yıllardır İstanbul dışında yaşıyor olmama rağmen birçok sinemacıyla görüşmelerimiz kesilmedi. Hayati Hamzaoğlu ağır hastalık döneminde, bir deri bir kemik kalmışken bile görüşme isteğimi kabul etmişti.
Anımsayabildiğim yıllar önce sadece Tuncer Necmioğlu, Atilla Ergün, Nuri Bilge Ceylan ve Zeki Demirkubuz söyleşi isteğimi kabul etmemişlerdi. Ben de anlayışla karşılayıp ısrarcı olmamış, üstüne düşmemiştim. Bu isimler dışında 30 yıldır yüzlerce sinemacıyla, Yeşilçamlıyla tanıştım, arkadaş, oldum, söyleşiler yapıp, yazılar yazdım.

7) Gerçekleştirdiğiniz söyleşileri yaparken fazla şaşırdığınız anlar oldu mu? Oyuncuların psikolojik ve ekonomik durumlarına inanamadığınız anlardan bahseder misiniz?
– Yıllarca tiyatroya, sinemaya emek veren, sayısız eserde yer alan Münir Özkul gibi değerli bir sanatçı yıllarca ev sahibi olamamıştı. Yine çocukluğundan itibaren sanata, sinemaya ilgisi olan, sonunda oyuncu olmayı başaran Ferda Ferdağ sisteme boyun eğmediği, aykırı olduğu için erken yaşta sistemin dışına atılmıştı. Bu dışlama aynı zamanda hem sevdiği sanatından, sinemadan uzak kalmasına hem de parasız kalmasına neden olmuştu. Anılarını yazıp kitaplaştırıyor, kitaplarını satarak kimseye minnet etmeden yaşamaya, kirasını ödemeye çalışıyordu. Yine Mesut Engin, Cem Erman gibi iyi bir başlangıç yapan bazı oyuncular sisteme ayak uyduramamış, uyum sağlayamamışlardı. Kırılgan ve duygusal yapılarına bir de şöhreti taşıyamamak eklenince ağır dramlar yaşayıp bir çilekeşe dönüşebiliyorlardı. Cahide Sonku gibi büyük bir yıldızın, efsanenin şöhretten yok oluşa sürüklenen dramını herkes bilir. Bunlar o büyülü ve yıldızlı dünyanın acılı olan diğer yüzü.
Beni en çok tanıma, sohbet edebilme olanağı bulamasam da Cahide Sonku, Yıldırım Önal, Özcan Özgür ve yakından tanıyıp iyi birer dost, iyi bir abla kardeş olduğum Ferda Ferdağ gibi önemli oyuncuların yaşadıkları, onlara yaşatılanlar etkiledi.
Ayrıca yakından tanıdığım duygusal ve kırılgan yapısıyla Cem Erman’ın ve tanışmasam da yaşadıklarını yakından bildiğim Mesut Engin’in uyumsuzlukları, alkole bağımlılıkları nedeniyle sistemin dışına itilip dışlanmaları sonrası yaşadıkları dram çok üzdü beni.

8) Sanırım bu süreçte en çok Beyoğlu’nda vakit geçirdiniz… Dönemin şahitlerindensiniz. O yıllarda Beyoğlu nasıldı? O kasvetli sokaklar romantizm ve sinema kokar mıydı?
– Beyoğlu demek sinema demekti. 60’lı, 70’li yıllarda da Anadolu’dan, taşradan artist olmak için evden kaçan insanlar soluğu Beyoğlu’nda alırdı. Benim yaşadığım yıllarda eski Yeşilçam olmasa da tarihiyle, kültürüyle, tarihi sinemalarıyla, Yeşilçam döneminden kalan sinemacı mekânlarıyla ve bölgede yaşayan sinemacılarıyla, neredeyse bütün sokakları sinema kokan tam bir sinema merkeziydi. Yeşilçam dediğimizde tek bir sokağı değil, aşağıda Galatasaray’dan, Ağa Camii’ye kadar olan ada içinde kalan bölgeyi, bu bölge içinde olan sokakları anlamak gerekiyor. Benim Beyoğlu’nda yaşadığım yıllarda daha çok Gazeteci Erol Dernek Sokak’ta atıyordu sinemanın kalbi.
Gazeteci Erol Dernek Sokak’ta sinemacı artist-figüran kahveleri, barları, film yapım şirketleri, film malzemesi satan dükkânlar vardı çoğunlukla. Oyuncular ve filmlerde oynamak için iş bekleyen figüranlar bu sokakta, oradaki kahvelerde, dükkânlarda, şirketlerde toplandığı için sinemacıları setlere taşıyan minibüsler, arabalar her sabah bu sokaktan hareket edermiş. Sabah oradaki araba, minibüs kuyruğu yıllardır efsane biçiminde, biraz da o günlere özlemle anlatılır o günleri yaşayan sinemacılar tarafından. Yakın zaman öncesine kadar birçok film şirketi, sinemacı kahveleri, dernek, sendika, meslek birliği bu sokaktaydı.
1990’lı yıllar ve sonrasında küllerinden yeniden doğan Beyoğlu, (yakın zaman önce tamamen yok edilene kadar) mekânlarıyla, atmosferiyle gençlerin, sanatçıların yoğun olarak var olduğu bir kültür merkezine dönüşmüştü. Yayınevleri, kültür evleri, kitapçılar, tiyatrolar, reklam ajansları, sinema-tiyatro sendika, dernek ve meslek birlikleri Beyoğlu’ndaydı o yıllarda. Gazetecilerin, yazarların, sanatçıların gittiği kafeler, kahvehaneler, barlar, meyhaneler, kültür merkezleri bütün sokakları kaplamıştı.
Şimdi o tarihi sinemaların yayınevlerinin, kitapçıların, barların, kafelerin, kültür evlerinin tamamına yakını yok artık. Bu çok acı ve o günleri yaşayan bizler için çok can acıtıcı bir durum.

9) Kıyıda köşede bırakılmış, hakkında araştırma yapılmamış, magazin konusu dahi olamamış değerli sanatçılar için önemli belgeseller de yaptınız… Bu belgesellerin oluşum sürecinden bahseder misiniz?
– İlk önemli belgeselim sinema ve tiyatronun çok önemli ve unutulmaz oyuncusu Erkan Yücel’in 20. Ölüm yıldönümü için 2005 yılında yaptığım Erkan Yücel belgeseliydi. Tam adı şöyleydi belgeselin; “Işıyarak Yok Olan Aktör Erkan Yücel: Şimdi Geçti Buradan”
1944 doğumlu Erkan Yücel 1985 yılında filmde oynamak için gittiği Kuşadası’nda, geçirdiği trafik kazasında çok genç yaşta ve daha yapacağı çok iş varken hayatını kaybetti.
Onat Kutlar bir yazısında şöyle demişti: “Erkan Yücel de, birçok çağdaşı gibi, sanatı sadece sınırlamalar, baskılar, ilgisizlikler, mahpusluklar, yokluklarla karşılamayı seven bir dönemde yaşadı. Bütün bu acılardan payını bol bol aldı. Tüm yaşam tutkusuna, mizah duygusuna karşın, bu acıların hepsini çekti. Gene birçok çağdaşı gibi umutla direndi olumsuzluklara. Işıyarak, çevresini ışıtarak.
Bu anlamda, onun yaşam çizgisi, tutarlı bir grafik oluşturur. Işırken sürekli kendinden verdi ve bir gün yok oldu. Şimdi bizlere düşen, en azından bu ışıklı anıyı, unutuşa terk etmemektir.”
Kısacık hayatına yüzlerce oyun ve Endişe, Bereketli Topraklar Üzerinde ve Hakkâri’de Bir Mevsim gibi 3 tane de çok önemli ve ödüllü film sığdırmıştı Erkan Yücel. Benim belgeselini yaptığım 2005 yılına kadar bir unutuşa terk edilmiş gibiydi. Sonrasında yaşı küçük olanlar, gençler böyle bir sanatçının varlığından haberdar oldu, tanıyanlar da yeniden anımsadı, anılarını tazeledi.
Bunun dışında Yılmaz Güney, Sezer Sezin Ö. Lütfi Akad, Memduh Ün, Halit Refiğ, Bülent Oran, Ülkü Erakalın üzerine kısa portre video çalışmaları yaptım. Türk Fantastik Sineması üzerine “Fantastiğin Sineması” adıyla uzun bir belgesel film yaptım.
10 yıldır da yaşadığım Kuşadası’nda sürdürüyorum kitap ve belgesel film çalışmalarımı. Yakın Zaman Önce de burada “Kuşadalı Bir Yurttaş İsmail Dirim” ve “Mavi İnsan Mustafa Veli” adlarıyla iki belgesel film hazırladım.
Daha önce Yılmaz Atadeniz’le yaptığım belgeseller de vardı:
Salih Tozan Belgeseli/Yardımcı Yönetmen (Yönetmen Yılmaz Atadeniz)
• Sami Hazinses Belgeseli/Danışman (Yönetmen Yılmaz Atadeniz)
• İzzet Günay Belgeseli

Mesut Kara…

10) Birçok söyleşinizi 90’lı yıllarda gerçekleştirdiniz. O yıllara yetişemeyip, vefat eden önemli isimler oldu… İçinizde ukde olarak kalan, zamansal ve mekânsal şartlardan ötürü gerçekleştiremediğiniz söyleşiler oldu mu?
– Elbette oldu. “Yeşilçam’da Unutulmayan Yüzler” kitabımın giriş yazısında şöyle demiştim:
“Son yıllarda önemli bir kuşağın son temsilcilerini de yitirmeye başladık. İhsan Yüce, Osman Alyanak, Hulusi Kentmen, Aliye Rona, Sadri Alışık, Kadir Savun, Nubar Terziyan, Ferda Ferdağ, Önder Somer, Erol Taş, Neriman Köksal, Hayati Hamzaoğlu, Turgut Özatay yitirdiğimiz sanatçılardan sadece bir kaçı… Ne yazık ki 50’li yılların birçok önemli oyuncusuna yetişemedim. Cahide Sonku’yu, Ayhan Işık’ı, Belgin Doruk’u Vahi Öz’ü, Muazzez Arçay’ı, Cahit Irgat’ı, Salih Tozan’ı, Mümtaz Ener’i, Suphi Kaner’i, Ahmet Tarık Tekçe’yi, Diclehan Baban’ı, Yıldırım Önal’ı daha birçok sevdiğim oyuncuyu tanımak, öykülerini kendi seslerinden dinlemek isterdim.”
Evet, yaşımın yetip yetiştiklerimden ve tanıma olanağımın olmadığı sanatçılardan, İhsan Yüce, Cahide Sonku, Hulusi Kentmen, Aliye Rona, Adile Naşit, Sadri Alışık, Kadir Savun, Nubar Terziyan gibi isimleri tanımak, söyleşiler yapmak isterdim.
Yetişemediklerimden de en çok Belgin Doruk, Ahmet Tarık Tekçe, Yıldırım Önal, Salih Tozan, Cahit Irgat ve Suphi Kaner’i tanımayı çok isterdim.

11) Yeşilçam çalışmalarınız takip ettiğimiz kadarıyla devam ediyor. İlerleyen günlerde yeni bir kitap projeniz mevcut mu?
– Evet, yolculuğum sürüyor. Zaman kısa ve yazmak istediğim kitaplar, yapmak istediğim filmler var daha. Kısa vadede yapacaklarımı sıraladım ve çalışmaya başladım.
Aralarında Türkiye sinema tarihi üzerine bir çalışma, belgeselini yaptığım fantastik Türk sineması tarihi üzerine bir çalışma ve 12 Eylül’ün yarattığı bireysel-toplumsal dönüşümler, bunların sinemaya yansımaları üzerine bir çalışma ve bir de anı-anlatı kitabı var.

Sevmek Zamanı

12) “cemalen” blog okurlarına Yeşilçam’ın güzelliğini hissettirecek 3 film önerir misiniz?
– 3 değil 300 film öneririm aslında ☺. Ama 3 değil de islense iyi olur dediğim biraz film önereyim
Yılmaz Güney’in Umut’u, Şerif Gören’in çektiği Yol ve Sürü, Erkan Yücel’in oynadığı Endişe, Hakkâri’de Bir Mevsim ve Bereketli Topraklar Üzerinde, Metin Erksan’ın Susuz Yaz, Yılanların Öcü ve Sevmek Zamanı. Ö. Lütfi Akad’ın Göç üçlemesi; Gelin, Düğün, Diyet ile Vesikalı Yârim, Ertem Göreç’in Karanlıkta Uyananlar, Duygu Sağıroğlu’nun Bitmeyen Yol, Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları, Memduh Ün’ün Zıkkımın Kökü ve Kırık Çanaklar filmleri mutlaka izlenmeli. Bunlara daha onlarca film adı ekleyebilirim.

Sorularınızı içtenlikle cevapladığınız için çok teşekkür ederiz…
– Ben çok teşekkür ederim, sağ olun. “cemalen” blog okurlarına da sağlık ve güzellikler diliyorum. Selam ve sevgiyle.

RÖPORTAJ: Cemal BERKTAŞ

Previous Article

Bir Bülent İğdiroğlu Söyleşisi(Kalem Şakir)

Next Article

Bir Devrim Kunter Söyleşisi

You may also like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir